Kayıt Ol

Giriş

Şifremi Kaybettim

Şifrenizi mi kaybettiniz? E-posta adresinizi aşağıya girin. Yeni şifre oluştura bilmeniz için size bağlantı göndereceğiz.

Giriş

Kayıt Ol

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Morbi adipiscing gravdio, sit amet suscipit risus ultrices eu. Fusce viverra neque at purus laoreet consequa. Vivamus vulputate posuere nisl quis consequat.

Sınav Kaygısında Yapılması Gerekenler

Sınav Kaygısında Yapılması Gerekenler

 

Ülkemizdeki çocukların geleceklerini belirleyen en önemli olaylardan biri sınav sistemidir. Bu sistem daha ergenliklerinde kendileriyle çatışma içinde oldukları bir dönemde yarışmaya dayalı bir düzene tabidir. Daha kendilerini tam olarak tanımadan ne yapmak istediklerini öngörüp iyi okullara girebilmek için sınava girerler. Hayatlarının en karmaşık döneminde ailelerinin ve toplumun başarı beklentisi onlarda kaygıya sebep olur. Bu kaygıyla başa çıkabilen çocukların başarıları artar ve daha sağlıklı bir biçimde gelişimlerini tamamlarlar. Tabi bu kaygıyı azaltmak için de hem çocuğun kendisine, hem de aileye büyük rol düşer.

Öncelikle sınav kaygısı çocukta hem fiziksel ve hem duygusal sorunlara yol açabilir. Bu kaygı doğrudan sınav başarısını etkiler. Bunun yanında çocuğun sosyal yaşantısında sıkıntıları, yeme ve uyku problemlerini de beraberinde getirebilir. Bu problemlerden kaynaklı daha başka fiziksel ve duygusal sorunlar da cabası.. Çocuklarda yetkinlik inancı denilen kişinin bir işi başarıp başaramayacağının yargısının pozitif olması gerekir. Yani çocuk bu sınavda başarılı olacağına inanmalıdır. Çünkü inanç kişiyi başarıya motive eden ilk adımdır. Çocuklar da bu dönemlerinde bu inancı çoğunlukla ebeveynlerinin tutum ve davranışlarıyla kazanırlar. Çünkü çocuklar her şeyi önce ailelerinden öğrenir ve bazı davranış biçimlerini onların aktarımlarından benimserler. Peki ailelerin bu konuda tutum ve davranışaları nasıl olmalıdır?

Öncelikle aileler çocuklarının sınava karşı verdikleri kaygının haklı bir tepki olduğunu belirtmelidir. Ancak onun başarabileceğine inandıklarını söylemeli ama bu konuyu sürekli irdelememelidir. Çocuklarını daha çok yüreklendirmek adına “sen şu okula gideceksin, sen şu kadar başarılısın ve daha da başarılı olacaksın” gibi sözleri çocuklarına çok sık söylerler. Ancak bu sözlerin sürekli söylenmesi çocukta baskı yaratabilir, ve başarılı olduğu halde daha fazlasının bekleniyor olması çocuğu başarısızlığa itebilir. Bu nedenle çocuğa inanıldığı ve desteklendiği bildirilmeli, ancak çok fazla dile getirip çocukta beklentileri yükseltmek doğru bir davranuş biçimi değildir. Bu davranış çocukta mutluluk ve tatmin duygusu yaratsa da sonrasında performans baskısıyla başarısızlığa yol açabilir.

Ayrıca ebeveynlerin bu dönemde yapabileceği en sağlıklı şeyler olumlu olmak ve sorunları çocuğun yönetmesine imkan sağlamaktır. Olumlu olmaktan kasıt çocuğun çabasına saygı duymaktan geçer. Yani başarısızlığa değil, ders çalışmaya gösterilen efora odaklanmak gerekir. Çocuk okulda derslerinde veya deneme sınavlarında başarısızlık göstermiş olabilir, ama esas sınavda da başarısız olacak diye bir kayıt yoktur. Bu duygu çocuğa benimsetilmeli ve eforu takdir edilmeli ve motive edilmelidir. Sınavdan önceki başarısızlıklarda da ebeveynlerin hemen müdahele etmesi ve yardımcı olmaya çalışması da yanlış bir davranıştır. Çünkü çocuğun kendi sorunlarına kendi yöntemleriyle çözüm bulması özgüvenini de performansını da artıracaktır. Bu nedenle aileler çocuklarına ne yapmaları gerektiği konusunda öneride bulunabilirler, ancak problem çözme işini çocuklarına bırakmalıdır! Sonuçta kişinin içsel motivasyonu artırmanın temel yolu aile kontrolünü azaltmaktan geçer.

Bir başka önemli nokta da çocuğun gerçekten başarısız olduğu alanda ısrarla başarı beklemektir. Mesela çocuk matematikte başarısızsa, diğer alanlara odaklanılmalıdır. Çocuk başarılı olduğu alanlarda kendine güvenini kazanırsa, hem matematikteki açığını diğer alanla kapayabilir, hatta belki de bişeyleri başardığını gördükçe matematikte de daha başarılı performans gösterebilir. Sonuç olarak zorlayıcı olmak yerine çocuğun iyi olduğu alanların üzerinde durmak daha doğrudur. Bu süreç içerisinde ebeveynlerin kendi sorunları olabilir ve çocuğu üzmemek için saklayabilirler. Ancak çocuk terslik olduğunu anlar ve bu da kaygının artmasına neden olur. Bu yüzden sorunlarla çocuğu boğmamak kaydıyla sorun çocukla paylaşılmalı ve olası çözüm yollarından bahsedilmelidir. Böylece çocuk çözüm yollarını gördükçe kendi sorunları için de çözüm odaklı davranmayı öğrenecektir.

Bir başka önemli nokta da çocuğun ailesiyle ve sosyal çevresiyle ilişkisinin sağlam olmasıdır. Dolayısıyla aile çocuklarının duygularını ve yaşadıklarını saygıyla dinleyebiliyor olmalıdır. Çocuk yanlış bir şey yaptığında ailesinden saklama gereği uyandıracak tepkiler almamalıdır. Aileler yanlış davranışları eleştirmemeli, çocuğu veya arkadaşlarını suçlamamalıdır. Yani çocuk herşeyi ailesiyle paylaşabiliyor olmalıdır. Çocuğun iç dünyasında olan sıkıntılar da sınavdaki kaygısını besler. Bu nedenle bu sıkıntıları aileye dile getirip boşaltması kaygıyı azaltacaktır. Ayrıca sınav konusundaki kaygılarını çocuğun ailesiyle paylaşması da büyük oranda rahatlamaya yol açacaktır.

Kısacası ebeveynler sakin olun! Paylaşımcı olun! Zorlamayın! Yönlendirmeyin! Destek olun, ancak çözümü siz bulmayın!

 

Derleyen: Deniz Dirin

Kaynak: washingtonpost.comebscohost.comidealonline.com

 

 

Yazar Hakkında

Albert Ellis Enstitüsü Türkiye Merkezi’nin direktörüdür. Klinik Psikolog, psikoterapist, süpervizör, öğretim üyesi ve araştırmacıdır. The City University of New York’ta Psikolojik Bölümü’nde 2004 yılında lisans eğitimlerine başladıktan sonra akademik hayatına Richmond, Kentucky’de Eastern Kentucky University’de devam etti ve Psikoloji Lisans eğitimini tamamladı. West Virginia’da, American Public Üniversitesi’nden Psikoloji alanında Yüksek Lisansı’nı tamamladı. 11 yıl boyunca Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşadı ve çalıştı. Albert Ellis Enstitüsü-New York Genel Merkezi’nde 4 yıl süren uygulamalı psikoterapi eğitimleri ve süpervizyon eğitimleri aldı. Süpervizör düzeyinde Rasyonel (Akılcı) Duygucu Davranışçı Terapi (Rational Emotive Behavior Therapy) ve Bilişsel Davranışçı Terapi (Cognitive Behavioral Therapy) eğitimlerini tamamlayarak Türkiye’deki bu alandaki ilk RDDT & BDT Süpervizörü ünvanını kazanmıştır. 2013 yılından beri Albert Ellis Enstitüsü New York Genel Merkezi’nin Türkiye’de düzenlediği eğitimlerde eğitmen ve süpervizör olarak görev yapmaktadır. Rasyonel Duygucu Davranışçı Psikoterapi ve Bilişsel Davranışçı Terapi’yi öğretmektedir. Aktif olarak Albert Ellis Enstitüsü bilimsel araştırmalarında görev yapmaktadır. RDDT & BDT Yöntemleri ile Obsesif Kompulsif Bozukluk, Depresyon, Öfke, Davranım Bozuklukları Tedavileri, İnternet ve Oyun Bağımlılığı tedavileri alanlarında özel eğitimler aldı. Ebeveyin ve Çocuk İlişkilerinde Bilişsel Davranışçı Terapi Yöntemleri, Çocuklar ve Aileleri için Sistemli RDDT Tedavi Planları, Bireysel ve Grup Psikoterapileri, Motivasyonel Görüşme Teknikleri sertifikalarına sahiptir. American Play Therapy Birliği onaylı Çocuk Merkezli Oyun Terapisi eğitimleri almıştır. American Play Therapy Birliği üyesidir. Klinik Psikoloji alanında Doktorasını ‘Akılcı Duygucu Davranışçı Kuram Ve Öz-Belirlenim Kuramı Çerçevesinde Yeni Bir Ölçek: Akılcı-Duygucu Öz-Belirlenim (ADÖB) Ölçeğinin Geliştirilmesi’ adlı çalışmasıyla almıştır. Uluslararası Davranışçı ve Bilişsel Terapiler Birliği (Association for Behavioral and Cognitive Therapies – ABCT) üyesidir.

Yorum Ekleyin

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>